Psikoloji Bölümü Okumak

2019 yılında YKS tercihlerimi yaparken, psikoloji bölümünü kazanabileceğim konusunda umutsuz da olsam bu bölüme tercih listemde önemli bir yer ayırmıştım. Sonuçlar açıklandığındaysa büyük bir şaşkınlık ve mutluluk içindeydim. Uzunca süredir hayalini kurduğum bölüme, şaşırtıcı biçimde yerleşebilmiştim.

Sonuçların açıklandığı günü takip eden günlerde sürekli bölüm hakkında araştırma yapıp, okul başlamadan bölüme hazırlıklı olmak istiyordum. Ve o günlerde Ekşi Sözlük’te son derece ilgimi çeken bir başlığa rastlamıştım: “psikoloji öğrencisi olmak“. Yeterince entry girilmediği için yani yeterince yazı yazılmadığı için, yazılanları yavaş yavaş, sindire sindire okuyordum. Bir de “psikolog sevgili” başlığı vardı ki okuması müthiş zevkliydi, okuyup okuyup istemsizce mutlu oluyordum 🙂 Günlerim böyle, bölümüm ve gelecekteki mesleğim hakkında bilgi sahibi olmayı amaçlayarak ve araştırma yaparak geçiyordu. Psikoloji öğrencisi olacak olmamın kendi açımdan neyi değiştirebileceğini merak ederek geçirdiğim bu günler, bölümümle tanışana kadar sürecekti elbette.

Şimdi de okula başlamam ve benim açımdan psikoloji bölümü öğrencisi olmanın ne anlama geldiğini ifade etmeye çalışacağım. 

Bölüme başladığımda, yalnızca bölümü değil; üniversite hayatını da yeni yeni tanımaya başlıyordum. Kendi açımdan, okuduğum şehir oldukça minik olduğu için okula uyum sağlamam zor olmadı. Ancak yine de bu bölümde okumanın getirdiği farklılıklar vardı. Örneğin bunu, içinde olduğunuz sınıfta bile anlayabiliyordunuz. Sanki bu bölümü okumaya gelenler özenle seçilmiş gibiydi. Ancak bu “özen” kelimesini pek de iyi anlamda kullanmayacağım. Yaygın bir iddia olan “bu bölüme gelenlerin üçte biri kendisini tedavi etmek için geliyor” cümlesine katılacağımı düşünmezdim. Özellikle ruhsal sağlığı yerinde olmadığı bence gayet açık olan insanların arasında bulmuştum kendimi. Fakat biz yine de genelleme yapmayalım 🙂 Aralarına idealist olanları, öylesine gelenleri, puanı hukuka yetmediği için gelenleri de oldukça fazlaydı.

Peki hangi dersleri görüyoruz?

Biraz da bölümün derslerinden bahsedelim. İlk sene her bölümde olduğu gibi, psikoloji bölümümüzde de giriş dersleri vardı. Örneğin; “psikolojiye giriş”, “felsefeye giriş”, “sosyolojiye giriş” vb. Bu dersler bölümümüz ve bölümümüzün yakından ilişkili olduğu diğer bilim veya alanlar hakkında temel bilgileri öğrenmemizi sağlıyordu. Ancak yine de derslerimiz çoğunlukla direkt bölümümüzle doğrudan ilişkiliydi; gelişim psikolojisi dersi gibi. Bu dersler kesinlikle lisede görülen dersler gibi yalnızca teoride kalan ve çoğu zaman bilim dışı olan bilgiler içermiyordu. Örneğin psikolojiyle doğrudan ilişkili derslerimizde öğretilen her şey vaka ve deneylerle destekleniyor bu sayede bir bilim olan psikolojiyi doğru bir şekilde anlamamız sağlanıyordu. Özellikle, kullandığımız ders kitapları öylesine ilginç şeylerden bahsediyor ki bir ders gözüyle değil hobi olarak bakmaya çalışıyorsunuz.

Psikoloji bölümünün bana kazandırdığı en güzel şey ne?

Bence kazandırdığı en güzel şey; farklılıklara saygı duymak. Eğer biz psikoloji öğrencileri olarak başkalarına doğru bir şekilde yaklaşmak istiyorsak öncelikle onlara saygı duymalı ve onları anlamaya çalışmalıyız. Bir kişiye yaklaşırken o kişinin herhangi bir dini inancını ya da inançsızlığını, milletini, cinsel yönelimini vb. özelliklerini güzel birer farklılık olarak görmez ve saygı duymazsak onları anlamamız mümkün olmayacaktır. Özellikle bu bölümdeki öğrencilerin diğer bölümlere göre daha farklı bireylerden oluştuğunu da söylersem, saygı duymayı nasıl öğrettiği konusunda açıklama yapmama gerek kalmaz sanırım.

Bölümde gelecek kaygısı ne düzeyde?

Ben bu soruyu, bu soruya özel yeni bir içerikle cevaplamayı planlıyorum. Ancak birkaç cümleyle şunları ifade edebilirim. Bölüm, Türkiye’de son dönemler iyice yaygınlaşmaya (yeni üniversitelerde açılmaya) başladı. Bu durum, özellikle KPSS atamasının son derece düşük olduğu psikoloji bölümünde ciddi işsizlik riski başta olmak üzere birçok sorunu da yanında getirecek gibi duruyor.

Beşer madde ile bölümün avantajları ve dezavantajları neler?

Avantajları

  1. Şüphesiz ilk maddem bu olmalı; önce kendinizi, sonra diğer insanları anlamaya başlıyorsunuz. Empati yeteneğiniz hayal edemeyeceğiniz kadar gelişiyor.
  2. Davranışlarımızın altında yatan sebepleri sorgulamaya ve öğrenmeye adım atıyorsunuz.
  3. Kendinizi geliştirmek istiyorsanız, sınırsız bir alan! Psikoloji bilimi sayesinde bilgiye nasıl daha hızlı ulaşacağınızı, bir şeyi nasıl daha kolay ve kalıcı biçimde öğrenebileceğinizi öğreniyorsunuz. Bunun yanı sıra hiçbir zaman bitmeyen sınırsız araştırma alanıyla, kendinizi aşmanızın ve ortaya bilim adına yeni şeyler koymanızın bile imkanı var.
  4. İnsanların sizinle iletişim kurarken sergilediği hareketleri gözlemleyip birkaç saniye içinde, neler hissettiği ya da aslında ne düşündüğü gibi şeyler hakkında tahminler yürütebiliyorsunuz ve iyi bir gözlemciyseniz tahminleriniz çoğu zaman gerçeğe yakın oluyor.
  5. Bölüme ve yetiştirdiği insana her dönemde ihtiyaç duyulacak olması. Özellikle teknolojik olarak hızla gelişen bu çağda, tıp ve eğitim başta olmak üzere her alanda bireye olan ihtiyaç azalmaya başlıyor ve bunun yerine robotlaşmaya tanık oluyoruz. Ancak ne kadar ilerlemiş olursak olalım, psikolojik hastalıklar veya durumlar her zaman kişiye özel olan ve somut belirtileri çoğu zaman az olan durumlar olduğu için, insana duyulan ihtiyaç azalmıyor. Bu yüzden ruh sağlığı ilgilenen her psikiyatr ya da psikolojik danışman gibi bize de ihtiyaçları var.

Dezavantajları

  1. Bu bölümde yazılı olmayan bir kural var o da: yüksek lisans yapmak. Eğer KPSS’den devlete atanmak harici bir planınız varsa yüksek lisans yapmak adeta bir mecburiyet. Çoğu kişi yüksek lisans yaparak uzmanlaştığı için, uzman olmayanların iş dünyasında şansı oldukça düşüyor.
  2. İnsanların büyük ön yargıları. Bu, bazen ücret konusunda oluyor, bazen psikoloğun gereksiz olduğu düşüncesi bazense psikoloğa gidenlerin “deli” olduğu düşüncesi üzerine. Yani toplumumuz maalesef hala bu mesleği kabullenmiş değil.
  3. Düşük gelir. Maalesef internet veya televizyonlarda görülen terapi/seans ücretlerine kanılmaması gerekiyor. Özel kliniklerde çalışan birçok psikolog asgari ücret alıyor.
  4. “Ben kliniğimi açacağım” lafının göründüğü gibi kolay olmaması. Klinik açmak, maddi imkanınız genişse olabilir, ya kliniğe danışman bulmak?
  5. Meslek yasasının olmaması. Maalesef ki hala meslek yasamız olmadığı için herhangi bir kişi psikoloji okumamış olsa bile kendini psikolog ilan edebiliyor ve yasalar tarafından herhangi bir yaptırıma uğramıyor.

Psikoloji okumanın benim için ifade ettiklerini ve bilinen gerçeklerini şimdilik bu şekilde ifade edebilirim. Bu yazı, içeriğindeki eksik kısımlar fark edildikçe güncellenecektir. Bu konuda merak ettiğin ancak cevabını bulamadığın bir şey varsa yoruma yazman yeterli 🙂

Yazar hakkında

Mehmet Can Kocaman

32 İçerik

Merhaba, ben Mehmet Can Kocaman. Bingöl Üniversitesi Psikoloji programı öğrencisiyim. Psikolojiye olan ilgimden dolayı kurduğum Anlaşılır Psikoloji'de anlaşılır bir dille araştırmalarımı ve kişisel yazılarımı paylaşıyorum. Benimle iletişime geçmek için sitenin iletişim kısmını veya mail adresimi kullanabilirsiniz. mail: [email protected]
Yazarın tüm içeriklerini görüntüle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.